Coğrafya insanın kaderi ise...

Doğu ile Batı…!

 Yıllardır coğrafi sınırlar ile çizilip ayrışmaya tabi tutulan aidiyet heyulası. Doğulu olduğunu söyleyen, ne batıya olan meftunluğundan taviz verir, ne de batılı olmanın bahtiyarlığından sermest olan, doğunun büyülü ambiansından kendini azade kılar. Kim nerede, nasıl, niçin durduğunun farkındalığında olma çilesini taşımaz. Gâhi doğulu bir miraç, gâhi batılı bir miras.

Bu hayata ve hayatı anlamlı kılmaya dönük eşya, kişi ve fikirleri de benimsememize yöneliktir. Neyi öncelediğimiz ve niye öncelediğimiz maksat olmalı iken, maksatlarımızı bu üç kavram üzerinden temellendirmek ne kadar doğulu ve ne kadar batılı olduğumuzun göstergesidir.

Sosyolojik hadise bizim düşün dünyamıza ne İbn-i Haldun ile ne de diğer doğu kültürüne vakıf Müslüman sosyologları ile girmiştir. Batılı herkes ister isim okunsun, ister analize tabi tutulsun, ister ise ismini bir cemiyeti anma lüksünü bize yaşatsın; her halükarda kendi tecrübe ve kendi inanç ekinyalarının protest bir sosyolojisidir. İnsan dünyasının fikir ve putlarını izhar eder. Ancak asla İslam dünyasının kişi ve fikirlere olan bakışını ve bunlarla ilgili düşüncelerini yansıtmaz.

Medeniyeti, Medine kavramından uzak tutarak, city ile tanımlamak bizi arştan arza indirger. Bu yaklaşım bile bize ne şehrin mimarisi, ne o şehrin ahalasi, ne cemiyete ait sosyal ve itikadi etkileşim ile ilgili bir veri teşkil etmez. Çünkü biz iktibasımızı bile intihal üzerinden yapmaktayız.

Işık doğudan gelir diyenin çile ortamını bile tanımaya tenezzül etmezken, batının parlak neonlar ve düşün dünyamıza astığı tabelalar ile slogan üretmek, körlük ya da nankörlük olmalı. Halbuki ışığın doğudan geldiğini söyleyenin gözlerinin feri zaten sönmüştü. Sualimiz kendimize, acaba “kim kör, kim basiret ehli?” olmalı.

Hayatımızı anlamlı kılmıyor isek, hayat bizi anlamsızlığa sevk edecektir. Görünen o ki toplumsal cinnetimiz cennetimiz olmaya namzet. cinnet ile çizilen bir cennet, ne deli ne de bir veli barındırır. Din fer'î, ikbalimiz aslî olduğu müddetçe; istikbalimizi maziden kaçırıp atiye, protestan bir methiye düzüp mabetlerimizin kapılarına Lutheryan bir seküler din bildirgesi asabiliriz. Promethe ateşini gökyüzünden yeryüzüne indiren batı, cehennemimizi aydınlatır mı bilinmez.

Schopenhauer, “müzik şuursuzca yapılan bir metafizik yolculuktur.” der. Bu söz tam da bizim dine olan aşinalığımızı tefsir eder. Fiziki bir dünyayı es geçip, metafizik bir dünyaya olan itikadımız, bizi avam yaparsa ”ateizm, avamın inandığı gibi inanmaktır” tanımı, ateşle aydınlanmış ve nura kör entelijansiya bizim şiarımız mıdır.

Hasılı: “coğrafya insanın kaderidir” diyen İbn Haldun yanılmış mıdır, yanıltmış mıdır?

Etiketler:
YORUMLAR

Yorumunuz moderatörlerimiz onaylamadığı sürece sadece arkadaşlarınız tarafından görülecektir. İlginiz için teşekkür ederiz.

© 2014 Arz Haber. Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz!


YUKARI ÇIK
popüler cevap dünya atlası